19 Mayıs 2013 Pazar

Meraklısı İçin G.Saray Tarihi Gerçekleri !!!!!


Tarih, genelde hepimizin en eksik olduğu konudur. Umursamadığımız tarihi okudukça anlarız ne kadar az bildiğimizi ve ne kadar boş şeylere inandığımızı. Ülkemizde “tarih yazmaya” heves son yıllarda arttı. Biz, bu uzun yazımızda, yazılmış tarih kitaplarından pasajlar vereceğiz. Tabi ki bütün bu olan bitene hissiyatımızı da sakınmadan yazacağız. Olan biten şu:
Bu aralar Fenerbahçe’ye her koldan ve sistematik olarak yıpratma politikası uygulanmaya çalışılıyor. Bunu yapanların metotları ise; öncelikle tarihte kayıt altına alınan gerçekleri, yaşananları, yapılanları yok var sayıp, olmayan hikâyeler uydurmak, sonrasında ise bunu uzun uzun anlatıp, sulandırarak herkese kabul ettirmeye çalışmak. Bu klasik elitist – aristokrat taktiklerine alıştık alışmasına ama en son iddiaları bardağı taşırdı. Çünkü bu iddia olarak ortaya atılan SAV (!) zaman içinde her sefer olduğu gibi anlatıla anlatıla GERÇEKLER yerine konmaya çalışılacaktı. Buna müsaade edilemez.
Bir Galatasaray Yalanı: Atatürk 3 Mayıs 1918’te İstanbul’da değildi. Dolayısıyla kulübünüze gelmedi ve defterinizi imzalamadı.

Takdir edersiniz ki bu konuda en güvenilir kaynak Mustafa Kemal Atatürk’ün bizzat kendisidir. Mustafa Kemal Atatürk, kendi el yazısıyla tuttuğu “KARLSBAD'DA ''GEÇEN GÜNLERİM'' başlıklı notlarında “30 Haziran 1918 Pazar günü öğleden sonra saat 07.30'da Karlsbad istasyonuna muvasalat edildi” demektedir ve bu notlar ATATÜRK’ün manevi kızı Prof. Dr. Afet İNAN tarafından kitaplaştırılmıştır.

Bu konuyla ilgili olarak “Bilgi Edinme Kanunu” kapsamında, Mustafa Kemal Atatürk’ün mensubu olduğu Türk Silahlı Kuvvetleri’ne de danıştığımızı, oradan aldığımız cevapta da yukarıda bahsi geçen Prof. Dr. Afet İNAN’ın kitabının referans olarak tarafımıza sunulduğunu belirtelim.

Yine de tatmin olamayanlar, Mustafa Kemal Atatürk’ün söz konusu tarihte İstanbul’da olduğunu, Sayın Sertaç KAYSERİLİOĞLU’nun resmi sitemizde yayınlanan detaylı açıklamasından ve kaynakçalarından da görebilirler (http://www.fenerbahce.org/detay.asp?ContentID=2555)
Bu iddianın ortaya atılma sebebi nedir? Niçin onca senedir Fenerbahçe’nin Mustafa Kemal Atatürk tarafından ziyaret edildiğine itirazı olmayan bir camia ve bu camiayı temsil eden resmi yayın organı bunu bugün ifşa (!) eder? 100’e yakın seneden sonra değişen şey nedir? Sanırım cevabı herkes biliyor: Giderek açılan fark. Fenerbahçe’nin yüzünü, kısır iç çekişmelerden, başarıya, büyümeye, ilerlemeye çevirdiği bugünlerde açılan farkın yarattığı sinir sistemi bozukluğudur bu değişimin sebebi.
Fenerbahçe Spor Kulübü, 80 senedir, Mustafa Kemal Atatürk’ün kulübü ziyaret ettiği gün olan 3 Mayıs gününü, kuruluş günü olarak kutluyor. Fenerbahçe’nin kuruluş tarihini atfettiği bir günün, sırf Atatürk’ün Fenerbahçe’ye olan sempatisini yok varsaymak için, olmayan kaynakça ve kanıtlarla karalanmasına, yaşanmamış sayılmasına, “iftira”dan başka bir sıfat bulmak mümkün değil.

Galatasaray Dergisi, bu konuda özür dilemeli ve yanlış yaptığını kabul etmelidir. Bu yapılmadığı takdirde Galatasaray Spor Kulübü’nün en küçük menfaat için dahi yalan söylemekten ve/veya yalan söyleyenleri içinde barındırmaktan çekinmediği anlaşılacaktır. Yazmaya çok hevesli oldukları tarih; bu tavrı ve yalanları da olduğu gibi yazar. Tarihi saptırmayı ve Fenerbahçe’ye saldırmayı artık bir ”mücadele metodu” haline getirenler, bugünlerde, kuruluş amaçları olan “Spor alanında başarı”yı elde edemedikleri için “Sanal Tarih” yazarak saha dışında galibiyet arama yoluna girmişlerdir. Bu yapılanlar bile Fenerbahçe’nin ne kadar büyük olduğunu açıkça gösteriyor.
Madem mücadele alanını tarih olarak seçtiler, o zaman bizde bu alanda cevaplarını veririz.

Tarihte Galatasaray ( Galata Sarai )
Galatasaray, Mekteb-i Sultani’de doğmuş bir kulüptür. Ve lise kökenli bu camianın çözemediği en önemli sorun da şudur: Alaylı – Mektepli!

Öncelikli olarak Galatasaray camiası bu sorununu çözmeli. Çünkü eğer kulüp mektebinse, mektepli olmayanlar kimdir? Takıma destek verenler, aslında kime destek olmaktadır? Galatasaraylılık duruşu nedir? “Kol kırılır, yen içinde kalır” dendiğinde akla hangi camia gelir? Kol’un içinde kaldığı Yen "Mektep" ise, Liseli olmayanların konumu nedir? Halka açık olduğu söylenen bir oluşumda böyle bir içine kapanıklılığın mantığı nedir?

Biz söyleyelim… Halkın değil sadece bir zümrenin takımı olmanın ipuçlarıdır bunlar. Fenerbahçe gibi, gücünü halktan alan bir dev karşısında ezilmemek için, ülkenin her alanında beğeni ve güç kazanmak için “zümre takımı değiliz!“ deseler de, gelenekleri, söylemleri ve en önemlisi kongreleri, sadece belirli bir topluluğun takımı olduklarını gün gibi ortaya koyuyor.
Bu durumu en iyi şekilde anlatan örnek, kulüp başkanlığına gelmiş kişilerdir. Mektep dışından gelen, yani alaylı olan kişilere ne kadar rağbet edildiği ortada. Kulübü karşılıksız seven taraftarların istemediği birçok adayın başkanlığa tekrar tekrar gelmesi, diğer bir deyişle istifası yıllarca beklenen, büyük tepkiler ve protestolarda bulunulan kulüp başkanlarının daima mekteplilerce yeniden iktidara taşınması, bu konudaki en önemli gösterge. Bu kulübün asıl sahiplerinin tescili, tribünlerin yok varsayılmasıdır. Anlayana!
Demek ki, sokaktaki, tribündeki adam ne derse desin, ne yaparsa yapsın, mekteplilerin dediği oluyor Galatasaray’da! Son üç yıldır, tribünlerde, medyada her türlü oluşumlarda gönderilmesi, bir daha seçilmemesi için yapılan tüm kampanyalara rağmen, sayın Özhan Canaydın, 25 Mart 2006 tarihinde  3. kez başkanlık koltuğuna oturdu. Tıpkı ilk seçildiği kongrede de yaptığı gibi, büyük kentlerde bulunan ve adına “Galatasaraylılar Evi” denen, Galatasaray Liselilerin derneklerinde kendisini anlatması, kongreyi kazanması için yeterli oldu. Kendisini başka kimseye (taraftarlara) bir şey izah etmek zorunda hissetmedi, ne televizyonda, ne de tüm kongre üyelerini davet ettiği bir toplantıda kendini ve yapacaklarını anlatma ihtiyacı duymadı. Çünkü Lise'nin ve Liselilerin oyunu almak Galatasaray Başkanı için yeterlidir. Galatasaray'da Liseliler ne derse o olur. Taraftarın söz hakkı yoktur.
Galatasaray'ın halkın değil, mektebin takımı olduğunu en iyi anlatan satırlar yine bir Galatasaraylı (hem de Galatasaray Spor Kulübü’nün 12 numaralı üyesi) olan Ruşen Eşref Ünaydın'a aittir. Ruşen Eşref, 1955 basımı, “Galatasaray Hatıralarım”  isimli kitabında bu durumu şöyle izah eder:

“Galatasaray, doğuşunun üçüncü yılı memleketin ilk birincisi iken, yani sürekli şanının en yüksek zamanındayken Fenerbahçe henüz bir yaşında idi. Şu halde, Fenerbahçe doğmuş da olsa Galatasaray gene elbette ilk göz ağrısı idi; en göz önünde durandı; fakat diyebiliriz ki o doğuştan sonra pek en gözde olmadı. Çünkü Galatasaray bir mektep idi; bir kültür ocağı. Onun kendine göre bir geleneği, daha yekpare tutumlu bir seviyesi, bir çerçevesi vardı… O, şehre kolay katılamazdı; şehir ona kolay sokulamazdı! Günün siyaseti, partinin tutması gibi şeyler ona pek işlemezdi.  Yeni doğan kardeş ise bir semti; doğrudan doğruya şehirden bir parça, o, şehirden her çevre ile daha ve girgin temas edebilirdi! Şehir ona daha çabuk sokulabilir ve katılabilirdi! Meşrutiyet’te iktidara gelen hükümet, diyelim; “ İtiyat ve Terakki” , mektepten, ocaktan çok semti tuttu; semti, yani şehri, ve her seviyeden bir kümeyi… Onun için dilediği muhitten üye ve oyuncu derleme genişliği de bu kolaylığa eklenince Fenerbahçe’nin itibarı da daha kısa zamanda yayıldı.”
Bütün bunlara rağmen, mektepli olsun alaylı olsun bütün Galatasaray Spor Kulübü taraftarları , iftiharla Mekteb-i Sultaniden bahsederler. Tarih alanında bu kadar iddialı (?) bir camianın güvendiği en önemli söylemlerden biridir; “138 yıllık tarihi ( ya da 500 senelik tarihi ) olan bir camiayız” cümlesi. Bu cümlelerin altında 100. yıllara henüz ulaşmış diğer camialara bir fark atmak, büyüklük ve azametlerini uzun yıllara dayandırmak hevesi yatar. Büyüklüklerine ispat olarak, sık sık Lisenin tarihini ortaya koyarlar. Bizde kendi kitaplarını ve kaynakçalarını esas alarak bu geçmişe şöyle bir göz attık.
Mekteb – i Sultani’nin Kuruluşu
Avrupalıya göre “Hasta Adam” olan Osmanlıya müdahaleler başlar. Avrupa hayranlığı ile oluşturulan gündem, yetiştirilen Avrupa sevdalısı devlet adamları, “pastadan pay almaya” çalışan Fransızların da dikkatini çekmiştir. İttihat ve Terakki’nin Alman sempatizanı yapısı Fransa’yı rahatsız eder ve Fransa artık hamle sırasının kendisine geldiğine karar verir. 22 Şubat 1867 yılında Fransız Eğitim Bakanı Victor Duruy, Osmanlıya NOTA çeker. Bu nota, İstanbul’da bir Fransız okulu açılması yönündedir. (1868’den 1923’ e Mekteb-i Sultani, Galatasaraylılar Derneği, Prof Dr Vahdettin Engin – 2003 Ofset Yapımevi)

Fransa’nın emir ve talimatları ile, 1481 yılından beri Tıbbiye, Saray Mektebi gibi çeşitli dönemlerde çeşitli okullara ev sahipliği yapan şu anki Galatasaray Lisesi binası bu işe tahsis edilir. 11 Ekim 1867 tarihli bir Fransız gazetesinde, Fransız müfredatı, dili ve sair yetkinlikte bir okul açtırılacağı ve parasının Osmanlı tarafından karşılanacağı müjdelenir. Dönemin İstanbul gazeteleri ise konu hakkında eleştirilerde bulunurlar. Fransa güdümündeki okula en sert tepkiyi Namık Kemal verir.(Hürriyet, 21.09.1868 – 31.05.1869, La Turquie, Ali Suavi, Namık Kemal, Adnan Şişman GS Mektebin Kuruluşu ve İlk Yılları 1989, İhsan Sungu – Belleten 1943 sayı 28)
Fransa’yla okulun kuruluşu hakkında anlaşma imzalanır ve Fransa’nın İstanbul sefiri M.Bourre konuyla bizzat ilgilenir. M.Bourre 29 Nisan 1868’de Dışişleri Bakanı Moustier’ gönderdiği mektupta okulla ilgili tüm yapılanlar bildirirken, azınlıklarla Müslümanların kaynaşmasında çok etkin bir rol oynayacak okulun 300’ e yakın öğrenci ile eğitime başlayacağını bildirmektedir. Fransa’nın uygun gördüğü Ernest De Salve 5 yıllık mukavele ile mektebe müdür olarak atanır. Mektep 1 Eylül 1868 günü, 147 Müslüman, 48 Gregoryen Ermeni, 36 Rum, 34 Musevi, 34 Bulgar, 23 Latin Katolik, 19 Ermeni Katolik toplam 341 öğrenci ile açılır. Okulun ilk müdürü De Salve, 5 yıllık sözleşmesi bitmeden istifa ettiği halde bir yıllık alacağı, zor günler geçirmesine rağmen Osmanlı İmparatorluğu tarafından ödenir, Aynı De Salve 15 Ekim 1874 tarihinde yayınlanan bir makalede, “Müdürlüğünü yaptığı dönemde en akıllı öğrencilerin, Bulgarlardan en başarısızların ise Türklerden olduğunu söyleyivermiştir.(1868’den 1923’ e Mekteb-i Sultani, Galatasaraylılar Derneği,  Prof Dr Vahdettin Engin – 2003 Ofset Yapımevi)
Mekteb – i Sultani’nin Kuruluşuna Dair Yorumlar
Sadece Osmanlı tebaasının gelişimi için (?) Fransa’nın girdiği zahmetleri akıl almıyor. Gerçi ilk yıllarda tüm para Osmanlıdan çıksa bile, Fransa tarafından da ciddi bir mesai harcanmış kuruluş aşamasında. İnsana "Fransa Türkiye'yi ne kadar da çok seviyormuş" dedirtiyor değil mi? Kurtuluş Savaşı yıllarında tüm Türkiye o sevgiyi (!) yakından görecek."Kurtuluş Savaşı öncesindeki Galatasaray Lisesi"ne geçmeden önce, mektebin açılışının Fransız basınında yol açtığı yankılardan bir tanesini yazacağız. L’Unives Gazetesi’nden, L’Union Gazetesine kadar ilginç yorumlar yapılmaktadır.Huzurlarınızda; Fransa'nın Türkiye aşkı (!)
“…Katolik bir Fransız Lisesi Galata’da kuruldu. Şark’ta, Fransa ve Katoliklik, haklın gözünde ayrılmaz bir mahiyet taşır. Dini bir eğitime, bir küçük kiliseye, bir Katolik papazına sahip Galatasaray’da kurulan bir Fransız Lisesi ne Yunandan, ne Yahudi’den, ne de Türkten yanadır…” (Adnan Şişman GS Mektebin Kuruluşu ve İlk Yılları 1989)
Mütareke Dönemi ve Galatasaray Lisesi
Osmanlı 1. Dünya Savaşında, Çanakkale Kahramanlığına rağmen yenilmiş ve İmparatorluk işgal edilmiştir. İstanbul’da okulları olan, bu okullarda sempatizanları olan ülkeler de ne büyük tesadüftür ki (!) işgalin baş aktörleridir. Daha 30–40 yıl önce İmparatorluktaki azınlıkları kaynaştırmak isteyen Fransa da İstanbul’u işgal edenlerin başındadır.

1918 yılında ülkemiz en acıklı günlerini yaşıyordu. İngiliz İşgal Orduları Komutanı ile Fransız Komutan İstanbul’u “İlk İşgal eden komutan” olmak için adeta yarışa tutuşmuşlardı. Ordular İstanbul’un her yerini kuşatmış, tüm önemli merkezlere el konmuş, garnizon ve karakol olarak da tüm büyük binalara el konmaya başlanmıştı.

1918 yılında ülkemiz en acıklı günlerini yaşıyordu. İngiliz İşgal Orduları Komutanı ile Fransız Komutan İstanbul’u “İlk İşgal eden komutan” olmak için adeta yarışa tutuşmuşlardı. Ordular İstanbul’un her yerini kuşatmış, tüm önemli merkezlere el konmuş, garnizon ve karakol olarak da tüm büyük binalara el konmaya başlanmıştı.
Bu arada Mekteb-i Sultani’de hedef haline gelmişti. Okulun önce İngilizler tarafından sonra da İtalyanlar tarafından işgal edileceğini öğrenen dönemin müdürü Salih Arif Bey soluğu Fransız Sefaretinde almış ve zaten var olan iyi ilişkilerine dayanarak işgallerin önlenmesini istemiştir. Fransız sefareti, Paris’ten aldığı talimatla tüm işgal komutanlıklarına okulun Fransa tarafından işgal edildiğini, orasının artık Fransa toprağı olduğunu hatırlatmış ve okul böylelikle koruma altına alınmıştır! (1868’den 1923’ e Mekteb-i Sultani, Galatasaraylılar Derneği,  Prof Dr Vahdettin Engin – 2003 Ofset Yapımevi, Galatasaray Lisesi Tarihçesi)
İşgalden inleyen İstanbul’da Fransızlarla anlaşmayı kahramanlık örneği olarak sunan bu zihniyeti anlamakta güçlük çekiyoruz. Çamur attıkları Fenerbahçe, İşgal Komutanları tarafından "Milli Mücadeleye"ye yardımcı olması sebebiyle sık sık mühürlenip kapatılırken, “Fransız’la anlaştık, İngiliz’e işgal ettirmedik” demenin nasıl bir kahramanlık olduğunu anlamak konusunda sıkıntıya düşüyoruz.

Yalan bir tarih yaratarak Fenerbahçe’mize ithamlarda bulunanlara, bizde onlar gibi soruyoruz: Fransa düşman değil midir? Düşmandan “el-aman dilemek, anlaşmak” kahramanlık mıdır?
Galatasaray Lisesi'ne göre büyük bir Komutan; Franchet D’Esperey kimdir?
25 Kasım 1918 günü Karaköy Limanına yanaşan Fransız zırhlısından F.D’Esperey adında daha sonra İstanbul İşgal Komutanı olarak anılacak, Fransız İşgal Komutanı iner ve ertesi gün Mekteb-i Sultaniyi ziyaret eder.

Okul müdürü Salih Arif Bey, Fransız Müdür-i Sani ( Müdür Yardımcısı ) Mösyö Blanchong ve Türk Müdür-i Sani Nedim Bey, generali kapıda karşılarlar. Ardından öğretmen ve öğrencilerin alkışları arasında konferans salonuna gelirler Okul müdürü Salih Arif Bey, d’Esperey’e ve Fransız sefirine hitaben konferans salonunda bir konuşma yapar:
“Askeri meziyetleri bütün dünyaca tasdik edilmiş olan büyük bir komutanıselamlamak bizim için büyük bir bahtiyarlıktır. Vaktiyle Fransa’nın yardımlarıyla yapılan bu mektep memleketimize birçok önemli şahsiyetler yetiştirmiştir. Bu mektebin eski bir talebesi olmam hasebiyle müessesedeki uygulamaların izini takip etmeye çalıştık. Şu dakikada yanınızda bulunan sekiz Fransız öğretmen, bu müessesenin içinde kendilerini o güzel memleketinizde imiş gibi farzetmekte olduklarını müttefik olarak zat-ı âlilerine beyan edeceklerdir…” (8 Fransız öğretmen konuda müttefiktir ama Fransa müttefik değil işgalcidir)
Salih Arif Bey’in bu konuşmasından sonra öğrencilerden Hikmet Efendi de aynı mealde bir konuşma yapar. Daha sonra söz alan General d'Esperey şunları söyler:
“Mektebinizin müdürü Salih Arif Bey, Fransız öğretmenlere gösterdiği kolaylık ile minnettarlığımızı kazanmıştır. Fransızlar tarafından kurulan Mekteb-i Sultani, mevcudiyetini merhum Sultan Abdülaziz’e borçludur. Sultan Avrupa’daki dengeleri kollamak suretiyle nasıl tavır alacağını pek güzel takdir edebilmiş ve Almanya ve Avusturya yerine, Fransa ve İngiltere’nin yardımını kabul etmişti. Maalesef halefleri kendisi gibi olamadılar…
Siz gençler, yeni padişahınızı takip ediniz…
Binaen-aleyh mektebin ve bilhassa müdür Salih Arif Bey’in minnettar kaldığımız bu muamelesini ilelebet unutmayacağım gibi bunu memleketimde anlatmayı bir görev addedeceğim.”

Sina Akşin’in “İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele” isimli kitabının birinci cildinde d’Esperey’in konuşması ile ilgili şu satırlar yer almaktadır:
“İşin belki şaşırtıcı yönü, 25 Kasım’da Galatasaray Sultanisini ziyaret eden resmi bir kişinin, Doğu Ordusu Başkomutanı General Franchet d’Esperey’in öğrencilerin önünde yaptığı konuşmada İttihat ve Terakkiyi çekiştirdikten sonra “… Türkiye’nin gördüğü padişahların en iyi ve en münevveri bulunan ve milletini seven” padişahın, ülkesini “sulh ve selamete sevk etmeye çalıştığı şu sırada, onların da, daha çok çalışarak padişaha yardım etmelerini öğütlemesiydi”

Bu konuşmalardan sonra hep beraber mektep binası gezilir. Bazı yerli ve yabancı gazetecilerinde hazır bulunduğu çay ziyareti tertip edilir. Ziyafetin bitiminde Salih Arif Bey’in elini sıkan d'Esperey kendisine yapılan nazik muameleyi hiçbir zaman unutmayacağını bir kez daha vurguladıktan sonra mektepten ayrılır. (1868’den 1923’ e Mekteb-i Sultani, Galatasaraylılar Derneği,  Prof Dr Vahdettin Engin – 2003 Ofset Yapımevi)
İstanbul İşgal Altında ve Acılar
Osmanlı subaylarının kılıçlarını bırakıp resim çektirdikleri, üzüntüden hastalanıp sokağa çıkamadıkları, tüm İstanbul halkının ezildiği ve kahrolduğu günlerde İşgal Komutanını ağırlamak ve ona bu tarihi konuşmayı yaptırmak ne demektir? Galatasaray dergisinden bu sorumuza da yanıt istiyoruz. Çarpıtılmış tarih değil, kendi mensuplarının yazdığı bir kitaptan GERÇEK tarihe yanıt istiyoruz.
Bildiğiniz gibi, geçmiş dönemde, “General Dumoli adında bir Fransız Komutan’ın “Galatasaray'a işgal zamanında gösterdiği hoşgörüden ötürü teşekkür ettiği” konulu, elden ele dolaşan bir e-posta vardı. Ve haklı olarak Galatasaray Camiası bunu yalanlamıştı. Gerçekten öyle bir komutan yoktu.

Peki şimdi soruyoruz. F. d’Esperey kimdir? Yoksa böyle bir komutan da mı yok? Tarihe meraklı Galatasaray  dergisi ve camiasına soruyoruz. Yukarıdaki metne baktığımızda da göreceğimiz gibi sadece isim karışmış ve biraz nüans farkları var. Komutanın adının Dumoli değil D’Esperey olması dışında her şey neredeyse aynı.
Galatasaray'ın Büyük Komutanı d'Esperey'in Marifetleri (!)
Yukarıda sorduğumuz sorulara cevabı olmayanlara biz yardımcı olalım. Herkes her şeyi bilmek zorunda değil elbet. Ancak öğrenmemek de ayıp. Galatasaray Dergisi'ne jestimiz olsun.

Franchet D’Esperey, 25 Kasımdaki girişini çok gösterişli bulmamış ve özellikle İngilizlere ve Türklere mesaj verecek olan 2. gelişi 8 Şubat 1919 yılında gerçekleşmiştir. 7 Şubatta Mısırdan kalkıp İstanbul’a gelen İngiliz Komutan Allenby‘den sonra, 8 Şubatta ise Fransız Komutan Franchet D’Esperey şehre çok küstahça bir gösteri ile girmiştir. Fatih Sultan Mehmet’in şehre girdiği kapıdan, surlar içerisinden beyaz bir atla, azınlıkların çılgın gösterileri arasında, Türk sancağını çiğneyerek şehre girmiştir. Fatih’in İstanbul’a girişine gönderme yaparak Türklere, Fatihten Pera’ya kadar düzenlenmiş zafer alayı ile de diğer işgal ordularına mesaj vermiştir. d'Esperey’in girişi, o denli gürültülü ve küstahça yapılmıştır ki Süleyman Nazif’in, Hadisat’da ünlü “Kara Bir Gün” başlıklı yazısını yazmasına yol açar. Yazı üzerine General d'Esperey çok kızar. Süleyman Nazif’i kurşuna dizdirmeye kalkar. Fakat maiyetindekiler buna engel olur. ‘‘Kara Bir Gün’’ makalesi, sonradan hem basın hem de İstiklâl Savaşı tarihimizin en meşhur makalelerinden biri olacaktır (Prof.Dr. Yaşar AKBIYIK, M.Mücadelede Güney Cephesi – Maraş, Atatürk Araştırmaları Merkezi, 1999 – Ankara, SİNA AKŞİN, İstanbul Hükümetleri Ve Milli Mücadele. Cem Yayınevi)
Fransa; Galatasaray'a göre DOST - Ulu Önder'e göre DÜŞMAN
Yıl 1920. Anadolu'da Milli Hareket olanca hızıyla devam ediyor.
Ülkedeki yokluk, burjuvaziyi de vurmuştur. Mekteb-i Sultani de eğitim giderleri için sıkıntıya düşmüştür. Yine ana kaynağımız olan, 1868’den 1923’e Mekteb-i Sultani kitabına baktığımızda görüyoruz ki; Salih Arif bey, (okul müdürü) bu durum üzerine Fransız Sefaretine davet edilmiş, burada yapılan görüşmede, Fransa’nın Türklere ve Mekteb-i Sultaniye duyduğu muhabbet hisleri dile getirilerek, mektebe yapılmak istenen yardımdan söz edilmiştir. Fransa, kendi ülkesinde dahi öğretmen sıkıntısı çekildiğini, Bununla beraber Mekteb-i Sultani’ye öğretmen gönderme arzusunda olduğunu belirtmiştir. Fransa yıllık 170.000 Frank ödemeyi teklif etmiş, teklif kabul edilmiştir.
Türkiye'yi ve Türkleri çok seven (!) Fransa aynı yıllarda, Antep’in Gaziliğine, Maraş’ın Kahramanlığına, Urfa’nın ise Şanına vesile olacaktır. Güneyde kurşun atan Fransız, nedense İstanbul’da çok yardımsever (!) bir yapıdadır.
Galatasaray camiası tarafından; Atatürk’ün Fransızcayı çok sevdiği, cephede bile Fransızca Aşk Romanları okuduğu sıklıkla söylenir. Böylelikle Fransa-Atatürk ilişkisi ispat edilir ve belgelenirse, Galatasaray ve Atatürk ilişkisi de ispatlanabilirmiş sanıyorlar herhalde. Peki ya Ulu Önder bu konuda ne demiş, bir bakalım:
Mustafa Kemal Atatürk’ten yandaki cevabı alan telgrafı çeken Bekir Sami Bey’in de Galatasaray Lisesi mezunu olduğunu hatırlatalım.
 
Bursa’da 56 ncı Tümen Komutanı Bekir Sami Beyefendi’ye
Sivas, 10 Kasım 1919

Dostumuz Yok. Bu sıralarda politik durum o denli değişiyor ki, uzun süre için kesin bir ilke belirtmek olanağı yoktur. Bizim gördüğümüze göre, bugün İngilizler, ulusal örgütten, birlik oluşumuzdan iyice korkmaktadırlar. Doğrusu, bağımsız bir Türkiye, İngilizlerin hiç işine gelmez.

Fransızlar, ülkemizden olabildiğince yararlanmak istiyorlar. Başlangıçta Yunanlıları bu düşünceyi başımıza bulaştırdılar. Ama İngilizlerin üstünlüğü karşısında bunun yeterli olmadığını görerek Adana dolaylarına yerleştiler. Şimdi de anlaşarak Urfa ile Antep’i işgal ediyorlar. Böylece biz, Fransızlarla İngilizleri birlikte saymak ve değerlendirmek zorundayız.

İtalyanlar kendi güçsüzlüklerini bildikleri için ülkemizin güçlenmesini istemezler. Ama, güçlü bir devletin koruyuculuğunu, yardımlarını da istemezler. Bu nedenle, bağımsızlığımız yanlısıdırlar. Yunanlıların, Fransızların işgallerine karşı onlar da Antalya dolaylarını elden çıkarmamaya çalışmaktadırlar. Amerikalılar, yurdumuzu gezdiler, gördüler. Sanırız yararımıza yazanak verdiklerine kuşku yoktur. Yalnız, bu maddeci, çıkarcı hükümetten büyük bir iş beklemek doğru değildir.

Bununla birlikte, sonuç olarak şunu belirteyim ki, hiçbirini tutmamalıyız. Hepsine amacımızı, açıkçası ülkemizin parçalanmasına olur vermeyeceğimizi, devletimizin bağımsızlığını sağlamak amacımız olduğunu açıkça söylemeliyiz. Size, Yunanlıları İzmir’den çıkarın diyen Fransız, bunun öncelikle politik olarak, sonra bizim için, şimdilik olanaksızlığını bildiğinden, doğruluk göstererek, sevgi toplamak için söylemiştir. Haksız yerde Adana’da oturan, Ermenileri başımıza bulaştıran, şimdi de Urfa, Antep, Maraş’ı işgal eden hiçbir zaman dostumuz değildir.

Bugün dostumuz yoktur. Ancak, dostumuz ulusal birliğimiz, örgütümüzdür efendim.

Temsilciler Kurulu Adına
Mustafa Kemal
(Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı Yazışmaları 1 – Mustafa Onar – Kültür Bakanlığı Atatürk Dizisi)
Mustafa Kemal Atatürk'ün Galatasaray Lisesi Hakkındaki Düşünceleri
Yukarıda yazdığımız gibi “Atatürk’ün Fransızca bilmesini”, “duayen” İnan Kıraç camiasının kendisinden beklediği üzere “Atatürk Galatasaraylıydı” iddiasını dile getirmek için ortaya koydu. Dayanak noktası olan maddeler aşağıda:

1-) Atatürk’ün Tevfik Fikret’e olan bağlılığı.
2-) Güvendiği Galatasaraylı dostları. (Ruşen Eşref Ünaydın gibi)
3-) Fransızcayı çok iyi bilmesi.

Toplumun önündeki kişiler aidiyet hissettikleri kurumları yüceltmek için bu tür zavallı yollara sapmamalılar. Atatürk’e bütün dünyanın hayran olduğunu bile bile, hele böyle bir konuda, Tevfik Fikret gibi bir “Vatan Şair”inden, dostlarından etkilenmesini beklemek hayalciliktir. Tüm ulusları bile etkileyen kişiliği ile Atatürk, etkilenen değil, etkileyen olmuştur.

Fransızlar hakkındaki görüşleri ise zaten yukarıdaki telgraf metnindedir.

Tüm bu yazdıklarımıza da elbet bir kılıf bulunabilir. Galatasaray camiasının elinde “Yalan Tarih”e dönüşmüş olan ve işin ehli olmayanlarca yazılan “Alternatif Tarih” bize rağmen yazılabilir ancak Atatürk’ün kendisine rağmen yazılamaz. Onun söylediklerine kılıf bulunamaz. Fenerbahçeliler, her Türk vatandaşı gibi Ulu Önderin izinden gider, söylediğini doğru, yaptığını kılavuz sayarlar.

O dönemi liderlik yapması cihetiyle en iyi bilen, çok okuyan, düzenli notlar tutan ve adeta geleceği görerek Türk milletini aydınlığa çıkaran Gazi, Galatasaray Lisesi için bakınız ne söylemiş:
 “Tekrar ediyorum, aleyhimizde serdedilen mütalaat yanlıştır. Bu hakikat tarihen ve mantıkan sabittir. Bu hususu yalnız garba değil, hatta vatandaşlarımıza da ehemmiyetli bir surette ihtar etmek lüzumunu hissediyorum. Çünkü nadirattan olmakla beraber teessüfle işitiyoruz ki, milletin tarihini okumamış veya hiss-i milliden mahrum kalmış olması lazım gelen bazı şahıslar, ecnebilerin aleyhimizde serdettikleri ithamatı reddetmedikten başka vatanlarını, milletlerini kabahatli göstermekten çekinmiyorlar. Hala bugün, sultani mektebinin salonlarını aleyhimizde konferans verdirmek için ecnebilere küşade bulunduranlar var, bu gibilere lanet…” (Büyük Nutuk, 220. Vesika – Mustafa Kemal ATATÜRK )

Sanırız artık “Atatürk Galatasaraylıydı” gibi komik bir söylemi ilelebet kimse ağzına almayacaktır. Lanet okuduğu bir camiaya sempati duymasını beklemek için hayalden fazlası gerek!

Yukarıda da yazdığımız gibi, girdiği başarısız dönemden çıkış umudu bulamayan Galatasaray camiası; günü kurtarmak için bir kuyuya taş attı. Tarihinin her döneminde para sıkıntısı çeken bu camia, artık ışığı iyice kaybetmeye başladığı şu günlerde, en yakın rakibine saldırarak, sahip olduğu değerleri parçalamaya çalışarak, aradaki farkın büyümesine engel olmak istiyor. Tabi bir de buna resmi dergi satış rakamları, bilet ve sair gelirlerdeki düşüş de eklenince iş iyice zıvanadan çıktı. Süregelen Şampiyonluk ( futbol ) yarışında rakibin dikkatini bozmak isteği de cabası.
İKİ ZİYARET ARASINDAKİ FARK
d'Esperey ---- Atatürk
GALATASARAY
3 Mayıs 1918 yılında Atatürk’ün Fenerbahçe Spor Kulübünü ziyaretini tartışmaya açanlar, yalanlara sarılmadan önce,  hala övünç duydukları camialarının kaynağı olan mektebe 1918 yılında yapılan ziyaretlere bakmalıdır.
Okul Müdürlerinin, Fransız Sefaretinden çıkmadığı yıllarda, Haydarpaşa’daki Tıbbiye öğrencileri ile Kadıköylü balıkçılarla, önce ülkesine sonra kulübüne gönül vermiş semtin çocukları ile Anadolu’ya silah kaçıran Fenerbahçelilere 80 sene sonra çamur atılamaz. Çünkü Fenerbahçe tarihi, bu ülkenin kuruluş tarihi ile harmanlanmıştır. Fenerbahçe’yi, kimse o yaşanılan günlerden, o harmandan cımbızla çekip alamaz. O günlere dair yazılan kitaplar kütüphanelerdeki yerlerinde duruyor ve o günlerde çekilen acıları, yaşanan zaferleri çığlık çığlığa anlatıyorlar.
FENERBAHÇE
Bir Zorlama İddia : Atatürk ve Galatasaray
Büyük Nutuk’taki 220. Vesikayı bilmeden ya da kimsenin bilmediğini varsayarak “Atatürk ve Galatasaray ilişkisi” hakkında ortaya atılmış iddiaları elimizden geldiğince, kaynakçalar ile destekleyerek anlatmaya çalışacağız.
Galatasaray camiası diyor ki: “Atatürk'ün Galatasaray camiasıyla olan ilişkisi, Galatasaray Lisesi'ni 2 Aralık 1930, 28 Ocak 1932 ve 1 Temmuz 1933 tarihlerindeki ziyaretleriyle somutlaşmıştır” (Galatasaray Resmi Sitesi)
Atatürk üç kez Liseyi ziyaret etmiştir. Bu kaynaklarda açık. Peki, Türkiye’de Lisesi olan bu kadar büyümüş başka bir camia var mıdır?
1930 – 1932 – 1933 yıllarında Galatasaray Spor Kulübü kurulalı tam olarak 25 yıl geçmiştir. Galatasaray’ın Kulüp olarak başarıları Mahalli Küme Şampiyonlukları vardır. Niçin Atatürk bir kez bile Kulüp binasını ziyaret etmemiştir? Niçin hiçbir ziyarette takımlar hakkında bilgi almamıştır?
Galatasaray Lisesi ile Galatasaray Spor Kulübünün ayrımını çok iyi yapan Gazi, maksadı gereği sadece okul ve talebelerle ilgilenmiştir. Altay, Karşıyaka gibi Kulüpleri ziyaret ettiği halde adı geçen camialar bile bu iddiada olmamışlardır.
Atatürk’ün imzalı resmi
Galatasaray camiasının iddialarından bir diğeri ise; Atatürk’ün 1930 Yılındaki ilk ziyaretten sonra Galatasaray Lisesine imzalı resmini göndererek, okula olan samimiyet hislerini belli etmiş olduğudur. Bu resim şu anda tüm sınıflarda asılı olan imzalı resimdir.

Devletin başkanının bir eğitim kurumuna resim göndermesi kadar olağan bir şey yokken, bundan bile son dönemlerde kendilerine pay çıkarmaya çalışıyorlar ama maalesef tarih ve kitaplar bunu bile doğrulamıyor.

Tiyatro tarihimizin en ünlü ismi Haldun Taner Galatasaray Lisesi mezunu olup, o “tarihi ziyarette” okulda öğrenci olarak bulunmaktadır. Çeşitli gazetelerde de yayımlanan ünlü hikâyesinde, bir talebe gözünden tüm olanı biteni, en ince detayına kadar anlatmıştır:

“… Resim sınıfından sonra birkaç sınıfa daha girip çıkan Atatürk, maiyetindeki mutat zevatla birlikte bir müddet müdür odasında istirahat buyurmuş. Atatürk’e giderayak orada bir de resim imzalatmışlar. Bu işler de bitince oradan ayrılmış.”
“... Atatürk’ün kahve içtiği fincanı müdür hemen o gün yıkatıp Galatasaray Müzesine kaldırttı idi. Bir sonraki müdür daha akıllı davranmış Atatürk 2.defa mektebe geldiğinde fincanı telveli olarak müzeye koydurmuş.”
“ ...Sonradan çoğaltılan “Galatasaray’a” ithaflı bir portre bugünde mektebin bütün salonlarını süsler.”
(Atatürk ve Galatasaray)

Yine hiç inkar edemeyecekleri kadar Galatasaraylı, hiç inkar edemeyecekleri kadar gördüğüne yazdığına hakim Haldun Taner ve hiç inkar olunmayacak bir hadise: Ricaları kırmayarak Liseye ithafen imzalanıp verilmiş bir resim.


Atatürk defterimizi imzalamıştır!
Yine doğruluğu bulunmayan bir sav(!) daha: Tıpkı yukarıda bahsedildiği gibi Gazi, Liseyi ziyaret etmiş ve okul yönetiminin ricası üzerine defteri sadece imzalamıştır, ayrıca hissiyatına dair bir not düşmemiştir. Oysa Atatürk Fenerbahçe Spor Kulübü defterine sadece imza değil ezbere bildiğimiz

“Fenerbahçe Kulübü’nün her tarafa mazhar-i takdir olmuş bulunan asari mesaisini işitmis ve bu kulübü ziyaret ve erbab-ı himmeti tebrik etmeyi vazife edinmiştim. Bu vazifenin ifası ancak bugün müyesser olabilmiştir. Takdirat ve tebrikatımı buraya kayd ile mübahiyim"

satırlarını yazmışken, Lisede ise (Kulüpte bile değil) sadece imza atmıştır.

Galatasaray’ı ziyaret eden tüm devlet adamları da adı geçen Galatasaray Lisesi Defterine not yazarak imza etmişlerdir. Bu klasikleşmiş kurumsal, geleneksel bir uygulamadır. Buradan aidiyet tasarrufları komiktir. Bu ziyaretlerde defter imzalayanların en ünlüleri, Galatasaray Lisesine ait sitede yayınlanmaktadır.(http://www.gsl.gsu.edu.tr/html_tr/000/007ie.html)

Bunlar : Gazi M. Kemal, Charles de Gaulle, Hasan-Ali Yücel, Fikri Sağlar, Rıfkı Danışman, Celal Bayar, Prof. Fahrettin Kerim Gökay, Francis Dylle, Nevzat Ayaz, Hasan Sağlam, Kenan Evren, Eric Rouleau, François Mıtterrand, Turgut Özal, Roland Dumas, Hikmet Çetin, Süleyman Demirel, Yıldırım Akbulut, Nahit Menteşe, Jacques Richard Delong, Alain Juppe, Turhan Tayan, Süleyman Demirel

Bu kadar yerli ve yabancı devlet başkanının Galatasaraylı olduğunu bilmiyorduk! Defteri imzalayan ve hatırat yazanlar demek ki istemleri dışında Galatasaraylı oluyorlardı.
İmza atanın Galatasaray'lı olduğunu savundukları defterde imzası bulunan devlet adamlarından bir tanesi;
Yıldırım Akbulut
Gazinin Büstü Galatasaray Müzesinde
Ulu Önder, sağlığında hiçbir yere büstünün koyulmasına rıza göstermemiş, bedeninin yüceltilmesine heves etmemiştir. Sadece Fenerbahçe Kulübüne bu imtiyazı tanımıştır. Hatta kulübümüzün talebi üzerine yazılı olarak, bugüne kadar rıza göstermese de konan büstlerin kendine hiç benzemediğini, büstü kendi yaptırarak Fenerbahçe Spor Kulübüne hediye edeceğini beyan etmiştir. Bunun dışında, bir kulüpte daha büstü vardır. Atatürk hayatta iken Tayyare Cemiyeti (Hava Kurumu) 31 Ağustos 1928 yılında, ortaya kupa yerine Gazi’nin büstünü koymuştur. Galatasaray ile Fenerbahçe’nin karşılaştığı bu maçları Galatasaray kazanarak büstü almıştır. Yani Atatürk, Galatasaray’a büstünü hediye etmemiştir. Tayyare Kupası yerine kazanmışlardır. Ama Atatürk ve Galatasaray arasında zoraki ilişki kurma gayreti, gözlerini kör etmiş olacak ki bu tarihi Tayyare Cemiyeti Kupasını ( büstü ) deAtatürk tarafından hediye edilmiş gibi sunmaktadırlar.
"Atatürk Fenerbahçe'lidir" diyen Galatasaray'ın Kurucu Üyesi
Atatürk’ün Fenerbahçeli olduğuna dair sayısız kaynak bulunmaktadır. Fenerbahçeli tarihçi, araştırmacı, gazeteci, dönemi yaşamış yazarları sübjektif olmakla itham edenlere en güzel cevap Galatasaray'ın 12 numaralı kurucu üyesi Ruşen Eşref Ünaydın'dan gelmiştir. Nasıl mı? Anlatalım.
1951 yılında Fenerbahçe Atletizm takımı, ilk Türk kulübü olarak Atina’ya  müsabakalar yapmağa gitmişti. 19 kişilik kafileyle Yunanistan’a gidildi. Burada çok başarılı olundu. Fenerbahçeli atletler 7 birincilik kazandılar. Ruşen Eşref Ünaydın o sıralar Atina Büyükelçimizdi.

1928 yılında, Fenerbahçe Galatasaray’la, kazananın Atatürk’ün bir büstünü müzesine götüreceği özel bir maç yapacaktı. (Gazi Büstü Kupası) Bu maç Taksim Stadında 10 Ağustos 1928'de oynandı. Atatürk o sırada İstanbul'da idi. Gündüz Büyükdere'de bir milletvekili arkadaşının yazlığına konuk olan Atatürk akşam üstü Dolmabahçe Sarayına geri dönmüştü. Henüz akşam sofrasına geçilmemişti. O akşam Atatürk'ün sofrasının konuklarından beşi Gazi ile sohbet etmekteydiler. Söz o günkü maçtan açılır. Atatürk Akşam Gazetesi sahibi , Sivas Milletvekili ve aynı zamanda Galatasaray Kulübü başkanı Necmettin Sadak'a döner ve sorar: "Bu günkü maç ne oldu?" Sadak'tan önce yine bir Galatasaray'lı olan milli eğitim bakanı Mustafa Necati tam yanıt verecekken Gazi "sen dur"der. "Sana sormadım." Bunun üzerine Necmeddin Sadak "3-3 berabere bitti paşam" der. Bu sonucu öğrenen Mustafa Kemal, Sabri Toprak ve Vasıf Çınar Beylerden oluşan iki Fenerbahçe'li konuğuna doğru yaklaşıp "Ya öyle mi? Zaten burada da 3-3 berabereyiz" demiştir. Çünkü büyükelçilerden Ruşen Eşref Ünaydın da Galatasaray’lıdır. Hemen arkasından merakla kendisine bakan karşısındaki Galatasaraylılara “Anlamadınız mı?” der gibi bir ses tonu ve yüz ifadesiyle "BEN DE FENERBAHÇELİYİM" demiştir.

25 Nisan 1951'de Atina büyükelçimiz ve aynı zamanda mektepli ( liseden Galatasaray'lı) ve en önemlisi Galatasaray spor Kulübünün 12 nolu kurucu üyesi Ruşen Eşref Ünaydın atletlerimizin büyük başarısı onuruna kafilemize bir kokteyl verdi ve burada Fenerbahçelilere bir konuşma yaptı :

"Atina'da bayrağımızın zafer kudretinin tam ve şerefli bir simgesi oldunuz. Biliniz ki, büyük Atamızın da ruhu şad olmuştur. dedikten sonra, atletlere Ulu Önderin beş arkadaşı ile söyleşirken "Ben de Fenerbahçeliyim" dediği anıyı yani 10 Ağustos 1928 Cuma akşamını kendisi dahil orada bulunanların isimlerini de tek tek vererek anlatmıştır. Bu tarihsel gerçeği kulübünün ilk üyelerinden ve ömrü boyunca camiasına gönülden bağlı kalmış bir Galatasaraylı tarafından anlatılması olayı daha da anlamlı kılmıştır.

Akıllarınca Atatürk’ün Galatasaray’lı olduğunu ispatlamak için işlerine geldiği zaman Rahmetli Ruşen Eşref Ünaydın’ı bile kullanan Galatasaray camiası, işine gelmediği zaman Ruşen Eşref’i unutuveriyor.
Kulüp Kurucuları
Fenerbahçe’yi kuran 3 kişiden biri olan Ziya Songülen hakkında Galatasaraylıların dönem, “Galatasaraylıdır” iddiaları olmuştur. Bu iddiada halen yaşadıkları statü sorunu ile de ilişkilidir. İddia net değildir. “Z.Songülen Mekteb-i Sultani’de öğrenciydi” demeye mi çalışmışlardır yoksa “Galatasaray’da futbol oynadı” mı demeye getirmişlerdir? Bu anlaşılamasa da, Ziya Songülen Fenerbahçelidir. Fenerbahçe’yi kuran gençlerin 1 No’lusu ve kulübün ilk başkanı olan Ziya Bey, baba tarafından hariciye nazırı Asım Paşa, anne tarafından da yine hariciye ve adliye nazırı Server Paşanın torunu ve hariciyeci Suat Beyin oğlu olup 1886 da İstanbul’da doğmuştur. Babası Suat Bey, Londra sefiri Nuri Beyin torunu olduğundan, aile soyadı kanunundan önce NURİZADE unvanıyla anılmıştır. St. Joseph lisesinden 1903 yılında mezun olmuş ve tahsilini İngiltere’de sürdürmüştür. İstanbul’a dönüşünde Duyunu Umumiye’de görev alan Ziya Bey, okul ve çevre arkadaşları Ayetullah ve Necip ile beraber Fenerbahçe kulübünü kurma hareketine bu memuriyeti sırasında girişmiştir. Fenerbahçe’nin ilk kadrolarında bek olarak da görev yapmıştır.
 
Peki Galatasaray’ın kurucuları kimdir? Bu konuda en yetkin yer olan Galatasaray resmi sitesinde bilgiler şöyle: 

Kurucuları: Ali Sami Yen, Asım Tevfik Sonumut, Emin Bülend Serdaroğlu, Celal İbrahim, Bekir Sıtkı Bircan, Reşat Şirvanizade, Refik Cevdet Kalpakçıoğlu, Abidin Daver

Galatasaray Resmi Sitesi, Kurucuların 8 kişi olduğunu ifade ediyor. Peki aşağıda bulunan metindeki liste neyin nesi?

1905'ten 1919'a kadar Galatasaray Spor Kulübü'ne Başkanlık yapan, mektebin 889 numaralı öğrencisi Ali Sami Yen, inci gibi elyazısıyla tuttuğu Galatasaray Terbiye-i Bedeniye Kulübü ihsaiyet Defteri'nin (Sayım-İstatistik Defteri) 181 ve 182. sayfalarında kurucu 13 üyeyi şöyle sıralar: Ali Sami Yen, Asım Sonumut, Emin Bülent Serdaroğlu, Celal İbrahim, Nikolof, Milo Bakiş, Pol Bakiş, Bekir Sıtkı Bircan, Tahsin Nahit, Reşat Şirvanizade, Hüseyin Hüsnü, Refik Cevdet Kalpakçıoğlu, Abidin Daver
Kurucuları unutan mı, kurucularından utanan mı?
Tarihe meraklı olan Galatasaray Dergisi, Fenerbahçe’ye ait hiçbir belgesi olmasa da derin yazılar yazarken ve sav öne sürmeye bu kadar merak salmışken, B.Nikolof, Milo Bakiş, Pol Bakiş  hakkında da umarım bizi aydınlatır. Gerçi bir açıklama var ama sizi ne kadar inandırır, bilemiyoruz.


“1905'te Osmanlı İmparatorluğu'nda bir dernekler yasası bulunmadığından, Galatasaray Spor Kulübü yasal olarak tescil edilme olanağını bulamamıştır. 1912 yılında Cemiyetler Kanunu çıkarıldıktan sonra, kulüp yasal bir kimlik kazandı. Yetkili makamlara kulüplerin tüzükleriyle birlikte, kurucu üyelerin ad ve adreslerinin de bildirilmesi zorunlu tutulduğundan, istifa eden ya da eğitimlerini tamamlayarak ülkelerine dönen üyeler ilk listeden çıkarılmış ve 1 Eylül 1913'te kurucu liste yeniden düzenlenmiştir. Kurucu üyelerin yeni sıralaması şöyle gerçekleşmiştir: 1-Ali Sami Yen; 2-Asım Sonumut; 3-Emin Bülend Serdaroğlu; 4-Celal İbrahim; 5-Bekir Sıtkı Bircan; 6-Reşat Şirvanizade; 7-Refik Cevdet Kalpakçıoğlu; 8-Abidin Daver.”

İnanıp inanmamak size kalmış. Ancak 2006 yılında, artık “Dernekler Kanunu” adres zorunluluğu istemiyor. Kurucu üyelerin anılması, isimlerinin zikredilmesi, 138 ya da 500 senelik (?) camiaların geçmişlerine olan sadakati ve o yılları kıymetli kılar.

Acaba tıpkı Bülent Korkmaz’ın yine aynı Kulübün resmi sitesinde Unutulmayanlar listesinde unutulduğu (!) gibi bu 3 kurucu üyede unutulmak mı istenmiştir?

04.04.2006 tarihli Fanatik Gazetesinde Bülent Korkmaz’la ilgili pasaj aşağıdadır:
“Tam 432 lig maçında forma giyip, 8 Lig Şampiyonluğu, 5 Cumhurbaşkanlığı, 6 Türkiye, 2 Başbakanlık, 6 TSYD Kupası sevinci yaşayan, başarılarla dolu kariyerinde UEFA Kupası ile Süper Kupa’yı kaldırma onurunu yaşayan Korkmaz, Galatasaray Kulübü’nün resmi internet sitesindeki ‘Unutulmazlar’ bölümünde kendine yer bulamadı!”

Bu kadar emek vermiş ve yazının yazıldığı 2006 yılına kadar 6 yıldır söylemekten usanmadıkları UEFA KUPASI’nı kaldıran kaptanı bile unutan camianın, adres yetersizliği yüzünden (!) B.Nikolof, Milo Bakiş, Pol Bakiş isimli kurucuları red etmesi makul karşılanabilir mi? Ama belki de “Kuruluş Amaçları” ile çelişiyorlardı? Kendilerine yabancı hissettikleri anda her şeyi unutabilme özelliğine sahip bir camia Galatasaray camiası. Yıllarca yere göğe koyamadığı kaptanını da, kurucularını da unutabiliyor.
SONUÇ
Yazımızın başında bizim söylediğimiz gerçeği, sezon içerisinde de Galatasaraylı bir yönetici teyit etti. Bu gerçek, Fenerbahçe’nin gerek maddi gerekse sportif anlamda, Galatasaray’la arayı iyice açtığıdır.

Galatasaray, bunun yol açtığı panikle, Fenerbahçe’nin tarihi ve kutsal değerlerine saldırmıştır.

Kurtuluş savaşına yardım etmesi sebebiyle, işgal kuvvetlerince “Müttefiklere karşı düşmanca hislerle hareket eden bir müessese olmak” ve “Anadoludaki asi kuvvetlere silah ve cephane kaçırmaya vasıta olmak” gerekçeleriyle kapatılarak, bir manga süngülü düşman askerinin kapısında nöbete bırakıldığı Fenerbahçe’nin, şan ve şeref dolu tarihine yalanlarla saldıranların, yukarıda sorduğumuz sorulara cevap vermesini beklemek hakkımız değil mi?
Bir yanda Kurtuluş Savaşı’na elinden geldiğince maddi-manevi destek veren bir spor kulübü, diğer yanda Türkiye tarihinin en acı günlerinden birini Türk milletine yaşatan Fransız İşgal Orduları Kumandanına “Büyük askeri deha” diye seslenip ona methiyeler düzen bir eğitim kurumu.

Bu konuda yorumu kamuoyuna bırakıyoruz. Ancak Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün dediğini bir kez daha hatırlayalım: “Hala bugün, sultani mektebinin salonlarını 

http://tarihdersleri.50megs.com/

....
 

ANTİBUKALEMUNSPOR Copyright © 2011 -- Template created by O Pregador -- Powered by Blogger